Tafsilî mânâya dair serdettiğimiz bu sözlere, bütün nüanslara riayet ederek arz edilmeye açık ama müfredat mânâsına göre bir nokta-i tezekkür, bir mirsad-ı tefekkür mülâhazasıyla bakılabilir.
* * *
Tafsilî mânâya dair birkaç söz:
Kur’ân-ı Kerim burada, yerinde kısaca izahını gördüğümüz imanı, iz’anı elde edenleri ve onu sâlihâtla taçlandıranları lütuflarla müjdeliyor. Sâlihât’a gelince o, Kur’ân-ı Kerim’de zikredilirken hep mutlak bırakılır.. ıtlâk, umum ifade eder. Sünûhat’ın başında, bu mesele arîz ve amîk olarak ele alınmıştır. Orada şöyle denir:
“Kur’ân, sâlihatı mutlak ve müphem bırakıyor. Zira ahlâk ve faziletler, hüsün ve hayır, çoğu nisbîdirler. Nev’den nev’e geçtikçe değişir. Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır. Mahalden mahalle tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır. Cihet muhtelif olsa muhtelif olur. Fertten cemaate, şahıstan millete çıktıkça onun mahiyeti de değişir.”[2]
Bu tespitten sonra tevazudan izzete, ondan vakar ve hüsnüniyete kadar her şeyin bir yönüyle sâlihât olabileceği; hatta yerinde vakar izharı adına kibir zannedilebilecek tavır takınmanın dahi Kur’ân-ı Kerim’in bu ıtlâkıyla sâlihât arasına girmiş olduğu ifade edilebilir.