İçeriğe geç

Vâkıa bu, cismanî zevki inkâr da değildir; değildir ama cismaniyet zevkini çok geride bırakacak ölçüde anlayamadığımız öyle ulvî bir zevktir ki; habru’l-ümme Hazreti İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: لَيْسَ فِي الْجَنَّةِ شَيْءٌ مِمَّا فِي الدُّنْيَا إِلَّا الْأَسْمَاءُ “Dünyada sizin görüp tattığınız nimetlerin Cennet’te sadece isimleri vardır.”[6] Yani Cennet’teki nimetlerin dünyadakilere benzerliği, sırf “budur” diyebilmeniz için bir mirsad-ı tefekkür olacak kadardır; yoksa hadd-i zatında tam bir ayniyet yoktur.

Bunlarla, müteşâbihe ait bazı hususları hecelemeye çalıştık ki bu, orada verilen rızıkların tebeddül, tegayyür ve teceddüt esprisine bağlı olduğunun ifadesidir. İnsan orada Allah tarafından tekrar ber tekrar tecdit edilen bu nimetlerden zevk duyacak ve bu tarifsiz lezzetin kendi aralarındaki muhaverelere konu oluşu: قَالُوا هٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ “Bu, bundan evvel bize hep ihsan edilegelen nimetlerden bir nimet.” şeklinde cereyan edecektir. لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ “Ne boş bir şey ne insanı rahatsız ve tedirgin edebilecek bir husus ne de bir günah meselesi orada bahis mevzuu değildir.” (Tûr sûresi, 52/23) İşte onlar, hep böyle âlî şeylerle iştigal edecek, zevkten zevke yürüyeceklerdir.

وَأُتُوا بِه مُتَشَابِهًا “Nimetler onlara müteşâbih olarak takdim edilecek.” âyetinde أُتُوا fiili “takdim edilecek” mânâsında meçhul olarak geliyor.

Evvela; fiil, fiil-i mâzidir ki, “Bu ifade edilen şeylerin gerçekleşmesi muhakkaktır, bunda hiç diriğ etmeyin, endişelenmeyin ve bunu olmuş gibi kabul edin. Çünkü iş, Allah’ın elindedir, dolayısıyla da olacaktır.” mânâlarına işaret etmektedir.

526