İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’in ifadelerinden anlıyoruz ki, Mevla-i Müteal’i görüyor gibi kulluk yapanlar için bir “hüsnâ” yani esmâ-i ilâhiyenin cilvegâhı olan Cennet, bir de ziyade vardır ki, o da rü’yet ve hulûddur. Evet, لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ11 âyet-i kerimesindeki “ziyade”ye rü’yet-i ilâhiye de demişlerdir. “Cenab-ı Hakk’ın cemâlini gören ölmezdi ebedâ.” sözünde ifadesini bulduğu şekliyle rü’yet-i ilâhiye ile Cennet’teki hulûd birbirini gerektiren şeylerdir. Zira o kadar derin olan bir insan âdeta melekleşir ve ebediyete namzet hâlini alır.

[1] Bkz.: Nisâ sûresi, 4/57,122,169; Mâide sûresi, 5/119; Tevbe sûresi, 9/22, 100; Ahzâb sûresi, 33/65; Teğâbün sûresi, 64/9; Talâk sûresi, 65/11; Cin sûresi, 72/23; Beyyine sûresi, 98/8.[2] Bkz.: Bediüzzaman, Sünûhat s.17.[3] Buhârî, tevhid 35; Müslim, cennet 4, 5.[4] Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.705 (Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf).[5] Buhârî, et’ime 10, 14; Müslim, sayd 43, 44.[6] el-Makdisî, el-Ehâdîsü’l-muhtâra 10/16.[7] Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.16 (İkinci Söz).[8] Bediüzzaman, Lem’alar s.329 (Otuzuncu Lem’a, Birinci Nükte).[9] Bkz.: Bediüzzaman, Şualar s.190 (On Birinci Şua, Dördüncü Mesele).[10] Vâkıa sûresi, 56/17; Dehr sûresi, 76/19.[11] Bkz.: Yûnus sûresi, 10/26.

535