İçeriğe geç

Evvela, وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ beyanında, daha önce arz edildiği gibi, mâkablinin fehvasına ve onun lazımî mânâsına işareten bir atıf “vav”ı bulunuyor. Binaenaleyh “İnsan, Allah’a kullukta bulunup tevhid-i rubûbiyet ve tevhid-i ulûhiyeti ikrar ettiğinde ne olur, kabullenmediği ve kitaba, nübüvvete inanmadığı takdirde ne olur?” şeklindeki iki sorunun ikincisine, bir önceki âyette geçen فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ “Öyle bir ateşten sakının ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” beyan-ı sübhânisi ile cevap verilmişti. İlk soruya cevap ise buradaki وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ Rahmanî müjdesidir ki, bir insanın maddî-mânevî, ruhanî-cismanî bütün arzularına cevap verebilecek mahiyette bulunan “Cennet’ül-huld”ü nazara verir.

Evet Cennet, maddî-mânevî, mahiyet-i insaniyeye göre hazırlanmış bir “müstekar”dır; eğer o sadece ruhaniyete nazır olsaydı, insanlık hakikati tam gözetilmemiş olurdu. Nitekim bir kısım kimseler, muhabbeti, Allah’a imandan önce ele alır ve Allah’a karşı duyulacak saygıyı, huzuru, Cennet ve Cehennem’in önünde düşünürler. Bu, niyet olarak çok güzeldir ama, kulluk yapmanın veya yapmamanın neticesi olan, iyi ve kötü amellerle hakiki mahiyetleri tam tezahür edecek olan Cennet ve Cehennem gibi iki büyük hakikati hafife alma ve meselenin ciddiyetini bilememe, laubalilik veya zevke, hâle yenik düşme sayılır ki, Yunus’un Cennet’le alâkalı –ona aitse– sözleri ve Cehennem’i hafife alması bu türdendir. O şöyle der:

Cennet Cennet dedikleri, Birkaç köşkle birkaç huri; İsteyene ver sen onu,; Bana Seni gerek Seni.

532