İçeriğe geç

Binaenaleyh, insanın insanlığını görmezlikten gelmeyip onu insan olarak ele aldığımız takdirde maddî ve mânevî, cismanî ve ruhanî bütün arzularının karşılanacağı yerin ancak Cennet olabileceği tebeyyün eder. İşte bu bakımdan müjdenin, جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ olması, çok tonlu, çok dolu, olabildiğine zengin ve insan vicdanında itminan hâsıl edecek şekilde, onun şöyle-böyle tasarlayabileceği şeklin çok üstünde bütün nimetlerin bir bir sıralanması, hem insan tabiatı hem de insan ruhundaki ebedî saadet arzusu açısından o kadar yerinde ve uygun düşmüştür ki bu ancak, beyan-ı sübhânide ve ifade-i Kur’ânî’de bulunabilecek bir hususiyettir.

Üzerinde durulası bir diğer husus da şudur: Öyle bir tablo tasavvur edin ki, nimetler önümüzde çağlayanlar hâlinde akıp gitsin, kulaklarımızda hep ağaçların hemhemesi, demdemesi, ezvâcın sesi-soluğu ve وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ10 ile ifade edilen Cennet gençlerinin, çocuklarının cıvıltıları duyulsun... hangi insan tabiatı bunları önemsemez? Hele bir de bunlar hep farklılaşarak devam ediyor ve insana sürekli sürprizler yaşatıyorsa. İşte: كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ “(Öyle cennetler ki,) ne zaman meyvelerinden onlara ikram edilse: ‘Bu bize daha önce de ikram edilmişti’ diyeceklerdir.” ferman-ı sübhânisi bu hususu ifade sadedinde, daima bir yenilenme içinde ilâhî nimetlerin geleceğini haber vermektedir. Bu ifade, daha evvelki âyette hâsıl olan istifhama, isti’nâfî bir cümle olarak cevap mahiyetinde irad buyrulmuş gibi gözükmektedir. Ayrıca bütün bu nimetlerin bir gün zâil olup gitmemesi ve zeval-i lezzetle onların eleme inkılap etmemesi hususunu ifade adına da وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ “Onlar orada ebedî kalacaklardır.” buyrulmaktadır ki, bu da o mazhariyetlerin en önemli derinliğini ifade etmektedir.

534