İçeriğe geç

İşte bütün yaraşıklı, hayırlı, bereketli işler, dünyada insanın içine inşirah salan ve “Vazifemi yaptım.” dedirtmekle insanın içinde ümit duygularını canlandıran, ukbâda da Cennet gibi bir neticeye bakan her fiil, sâlihâttan birer nümunedir. Ne var ki Kur’ân-ı Kerim tebşiri burada imanla, sâlih amelle irtibatlandırmış ve sadece iman eden veya sadece amel eden kimse dememiştir. İman eden kimse amel etmezse günaha girmiş olur. Amel eden kimse iman etmemişse o da münafık sayılır. Vâkıa, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in çoğunluğuna göre amel, imanın cüz’ü değildir. Bununla beraber Cennet’le tebşir meselesi doğrudan doğruya nass-ı Kur’ân ile hem imana hem de sâlih amele ta’lik edilmiştir ki, bunlardan sadece birini yapmakla insan bu tür Cennet nimetlerinden istifade edemez. Amelsiz iman ile aynı neticenin hâsıl olması ancak hususi inayetle mümkündür.

وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ “İman edip sâlih amel işleyenleri müjdele: Onlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.” Evet, insanın hayatta en çok istediği şey, altından ırmakların çağladığı, bağların ve bahçelerin iç içe arz-ı dîdâr ettiği, tatlı tatlı rüzgârın estiği, suların akıp gittiği, bülbüllerin öttüğü ve insanın bütün elemlerden âzâde, âsûde bir hayat yaşadığı; ne baş ağrısı ne diş ağrısı olmayan bir hayattır.

Hemen âyetin başında müjdeleme yapılırken, “Acaba nedir bu müjdelenen şey, bize ne verecekler?” mukadder sualine bir cevap mahiyetinde, “Onlar için altlarından ırmakların akıp gittiği cennetler vardır.” cümlesi gelir. Kur’ân-ı Kerim’de, hangi âyette Cennet ifade edilse büyük bir nispette hemen altından ırmakların aktığından bahsedilir. Hatta bazı âyetlerde bu ırmakların keyfiyeti de vurgulanır.

521