İçeriğe geç

وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ “Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır.” Muhalfarz bu nimetler, böyle baş döndürücü güzelliği, insanı tepeden tırnağa zevke gark edici keyfiyeti ve eksik hiçbir şeyinin olmaması yanında şayet dünyada olduğu gibi bir gün çeker giderse o zaman nikmete inkılap eder ki, dünya nimetleri ile ahiret nimetlerini birbirinden ayıran husus da işte budur. (Ne var ki, ötelerin tasavvurları aşkın Cennet’i de, burada hayatın Cennet çizgisinde sürdürülmesiyle tam alâkalı.) Bu dünyada insan hür ve emniyeti temin eden bir devletin raiyyeti olarak yaşar, Cennet köşesi gibi bir ailesi ve cıvıl cıvıl çocukları sayesinde hep Cennet-nümûn bir hayat sürdürebilir.. fakat yine de inanan insan bu nezih hayatın çehresinde öteleri heceler durur. Zira, Üstad Bediüzzaman’ın da “İsm-i Kuddûs’ün Cilvesi”nde[8] ifade ettiği gibi, dünya o kadar güzeldir ki, ahiretin gerçek yüzünü göremeyenler dünyanın bu yüzüne âşık olurlar. Ama esas dünyanın çirkin, sevimsiz bir yüzü daha vardır ki, o da onun fena ve zevalindedir. İşte bu fena ve zeval tasavvuru dahi elemdir. Hususiyle de inanmayan insanın aklına geldiği zaman onun içine damla damla tasa akar. Onun içindir ki Kur’ân, nimetlerin zeval acılığını izale edebilecek ayrı bir inayet-i ilâhiyeye işareten şöyle buyurur: وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ “Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır.”

530