Ancak bugün bunun bir elektrik hâdisesi olduğu çok iyi biliniyor. Hava akımları, sebepler açısından bulutların teşekkülü ve umumiyet itibarıyla havada hâkim olan elektrik ve hususiyle yağmuru meydana getiren su damlalarında bulunan enerji ve elektrik.. bunlar zaten belli bir seviyeye yani çiğ noktasına kadar yükselirken bünyelerindeki enerjiyi sarf ede ede yükselmeleri ve enerjileri bittiği anda da orada kalmaları... gibi hususlar konunun bugün herkesçe bilinen yanlarıdır.
Biz içinde bulunduğumuz sıcak yerlerde meydana gelen buharın, sıcak yerle soğuk yer arasındaki ilk berzah (iki şeyi birbirinden ayıran hâil) olan camlarda, soğuk hava olursa hemen buz bağladığını, kırağı tuttuğunu yahut havanın sıcaklığına göre damlalar hâlinde orada yapışıp kaldığını görürüz ki bu, nemin enerjisini sarf ede ede belli şekilde yükseldiğini gösterir. Bu durum bulutların teşekkülünde ilk merhale sayılır. Bulutlar teşekkül ettikten sonra bunların bir araya gelmesi, yani Kur’ân’ın ifadesiyle “rükâm”ın hâsıl olması da âyette şöyle anlatılıyor:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللّٰهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه“Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki yağmur bunların arasından çıkıyor.” (Nûr sûresi, 24/43)
Buna göre, meleğin bulutları sevk etmesi ve üst üste onları yığması –ki bunu Allah (celle celâluhu) melek nezaretinde rüzgârla yaptırıyor– sonra bu müterâkim bulutların arasından “vedk”ın (yağmurun) boşluklara inmesi/indirilmesi, sonra bir nizam ve intizam altında toprağın bağrına boşalması, sonra arzın derinliklerinde havuzlar oluşması… bunlar hep birbirini takip eder ki, bu süreç Kur’ân’da gayet net anlatılır.