Umumiyet itibarıyla, zıt elektrik yüküne sahip bu unsurların karşılıklı birbirini çekmesi daha ziyade müspetten menfiye doğru olur. Yani pozitif negatife doğru gider. Hava esasen menfi elektrik akımlarının mahalli olduğundan küre-i arz da menfi elektriğin nâkilidir. Havadan, müspet elektrik, menfi elektriğin nâkili olan küre-i arza geldiği gibi, bulutla küre-i arz arasında böyle bir imtizaçla yeryüzündeki müspet akım da havadaki menfi akıma doğru gider. Binaenaleyh şimşek bazen yukarıdan aşağıya bazen de aşağıdan yukarıya doğru gider. Önceleri zannedilirdi ki, o hep havadan aşağıya doğru gelir. Böyle bir durum insanlara elektrik akımını çekebilecek bir mânia ihzârı düşüncesini yani siper-i sâika (paratoner) yapma fikrini vermiştir. Siper-i sâika minarelere ve yüksek binalara takılarak bununla elektrik yere çekilir ve bu sayede canlılara, binalara ve sair şeylere gelebilecek elektrik çarpması ve yangın gibi zararlar önlenmiş olur.
وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ: Kur’ân-ı Kerim bu kelimelerin mahiyetlerine temas etmeden meseleyi icmâlin enginliğine bırakıyor. Böylelikle her devirde, kelimelerin lügavî ve ıstilahî mânâlarını o ilmin ulemasının teviline havale ediyor. Şöyle ki, bu asırda bilinen şeyler bunlar; bunların ötesinde anlatılacak ve bilinecek şeyler varsa onları da ileride gelenler anlatacaklardır; o, onların işi. Kur’ân-ı Kerim’in ifadesinde değişmeyen bir husus varsa o da bir tarrakanın vücudu ve onun öbür yanında şimşeğin zuhuru, sonunda da, bir sâikanın meydana gelmesiyle bazen can ve malın helâki ve daha başka negatif görünen bazı durumların hâsıl olmasıdır.
Şimdi isterseniz gök gürültüsünü, yıldırımı, berki, sâikayı kendi mânâları içinde mütalâaya havale ederek âyet-i kerimenin mücmel meal-i münîfini hecelemeye çalışalım: