لَا تُفَضِّلُوا بَيْنَ أَنْبِيَاءِ اللّٰهِ، فَإِنَّهُ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ، فَيَصْعَقُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ، إِلَّا مَنْ شَاءَ اللّٰهُ، ثُمَّ يُنْفَخُ فِيهِ أُخْرَى، فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ بُعِثَ، فَإِذَا مُوسَى آخِذٌ بِالْعَرْشِ، فَلَا أَدْرِي أَحُوسِبَ بِصَعْقَتِهِ يَوْمَ الطُّورِ، أَمْ بُعِثَ قَبْلِي“Allah’ın peygamberleri arasında, ‘Şu şundan hayırlıdır.’ gibi tafdilde bulunmayın. Şöyle ki; ilk defa ‘Sûr’a üfürüldüğünde, –Allah’ın diledikleri dışında– göklerde ve yerde kim varsa çarpılmış olarak cansız devriliverirler. Sonra ikinci defa üfürülür de ilk diriltilen Ben olurum. Ancak o esnada Hazreti Musa’yı (aleyhisselâm) Arş’ın kaidelerine tutunmuş olarak göreceğim. Bilmiyorum, daha önce yaşadığı Tur’daki (tecellî neticesinde meydana gelen) baygınlıktan dolayı mı yeni bir baygınlık yaşamadı, yoksa önce mi haşroldu?”[5]
buyurmaktadır.
حَذَرَ الْمَوْتِ : “Ölüm korkusuyla” demektir. حَذَرَ “sakınma, korkma, ürkme, kaçınma, bir şeyden uzaklaşma” anlamlarına gelmektedir. الْمَوْت ise “ölüm” demektir.
Evet, münafıklar ölüm endişesiyle, ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar, böylece o korkunç sayhadan kurtulmaya çalışıyorlar ama heyhat, وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ fehvasınca onlar çepeçevre kuşatılmış bulunuyorlar.
أَحَاطَ : مُحِيطٌ fiilindendir ve “ihata etme, kuşatma, etraflarını çevirme, dışarıya çıkmalarına imkân vermeme” mânâlarına gelir.
كَافِر de كَفَرَ – يَكْفُرُ’dan ism-i fâil veya sıfat-ı müşebbehedir ki, “hakikatin üstünü örten, selim fıtratı setreden, kalbindeki inanma, mârifet ve muhabbet istidadını körelten kimse” demektir. Allahu a’lem...
* * *
رَعْد, بَرْق ve صَاعِقَة kelimeleri hakkında icmâlen söylenenlerin yanında, bu kelimelerle alâkalı, asrımızdaki ilmî gelişmeler neticesi anlaşılan bazı hakikatlerden de söz etmekte yarar var.