İşte yer yer Müslümanlarla beraber görünmeye çalışan ama kendilerinden, kendi yandaşlarından da bir türlü vazgeçemeyen; bir zafer, bir muvaffakiyet söz konusu olduğu zaman hemen ganimete koşan, yerinde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) muvaffakiyetini gördüklerinde “Galiba bu, O!” diye ümide kapılan, aksine zâhirî bir kısım sarsıntılar karşısında yeniden gevşeyen, dağılıp giden; şeair-i İslâmiye kendilerine tebliğ edilmediği zaman rahatlayan, şeair tebliğ edildiğinde şimşeğe, yıldırıma çarpılmış gibi dehşetlerinden tir tir titreyen, ürken, korkan; böylece ne bir türlü işin içine giren ne de işin dışında kalan, mütemadiyen menfaatlerini takip edip Müslümanların yanında sırf menfaatlerinden ötürü bulunan faydacı, pragmatist bir cemaat görünümü sergileyen müzebzeb kimselerdir münafıklar.
Kur’ân’ın bir âyeti bu hâlleriyle onları şöyle resmeder:
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِه وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِه خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ“İnsanlardan öyle bir gürûh vardır ki, onlar her zaman işin bir kenarından, bir yanından tutarak Allah’a kulluk yapmaya çalışırlar (veya kulluk yapıyor görünürler. Hiçbir zaman işin tam altına girmezler ve vazifeyi tam uhdelerine almazlar.) Buna göre, onlara eğer bir hayır isabet ederse kalbleri mutmain olur (Oh iyi oldu, iyi ki buradaydık derler.) Bir şer, fitne isabet edince de geldiği istikametin tersine dönüverirler; dönüverirler de hem dünya hem de ahiret hüsranı yaşarlar.” (Hac sûresi, 22/11)
Münafıklar gürûhunun dünyayı da, ahireti de terk edememede tıpkı deve kuşu gibi davranmalarını aksettiren bu temsil de fevkalâde canlı bir resim ortaya koymaktadır.