Hâsılı burada evvelki gürûha mukabil, az çok ümitlenen, şöyle-böyle bir ümit ışığının parlamasına, belirmesine göre tavır değiştiren mütereddit bir gürûh görülüyor. Bunlar gerçekten inanmadıkları hâlde içlerinde bazen inanma ümidi beliriyor gibi oluyor, bazen de onu yitiriyorlar. Bir an geçmiş kitaplardan kalma malumat zihinlerinde canlanıyor ve bir ışık elde etmiş gibi oluyorlar. Bu ise onlarda diğerlerine nispeten daha fazla bir şaşkınlık hâsıl ediyor. Zira insan kendisini karşılayacak bir felâketin, bir musibetin geldiğini bilirse daha çok endişe, daha çok telaş eder. Nasıl ki şoförün yanında oturan kimse, trafik kaideleri karşısında, hata sayılabilecek tavırlara karşı daha fazla ürperir, titrer ve korkar, aynen öyle de kâinattaki hâdiselerin seyrini bilen, etraflarında cereyan eden hâdiselere az çok vâkıf bulunan kimseler diğerlerine nispeten daha çok endişe duyar ve paniklerler. Onun için akıl bunlara, azap veren bir alet hâline gelir; gelir de akıllarını, kalblerini çıkarıp atmak, hayvan gibi yaşamak isterler. Ama insan olarak yaratıldıklarından dolayı bu zulmanî vaziyetten de kat’iyen kurtulamazlar.