Kur’ân-ı Kerim, üzerinde durmaya çalıştığımız bu âyet-i kerimede, bu üç kelimeden ikisini و harfi ile bir araya getirerek, diğerini ise ayrı bir yerde zikretmiştir. Bu ise muhataba şu kanaati veriyor: Bunlardan ikisi, birbiri üzerine mutlak cem için atıf edatı olan و’la atfedilip diğeri de onlardan farklı bir yerde zikredildiğine göre bunlar, çoklarının zannettiği gibi peşi peşine meydana gelen ve birbirlerine sebep-sonuç münasebetiyle bağlı hâdiseler değildir. Aksine, bir anda zuhur eden bir hâdisenin farklı yönleridir.
Tefsirlerde, konuyla alâkalı şu hususların da üzerinde durulmuştur: رَعْد Cenab-ı Hakk’ın bulutlara müvekkel meleğinin ismidir. Bu melek, vazifeli olduğu şey itibarıyla esbâb-ı âdiyeye iktiran çerçevesinde tarrakalar, gürültüler çıkarır.. hususiyle de bulutların izdivacı için, rüzgârları elindeki kamçısıyla sevk ederken bizim duyduğumuz o gök gürültüsü meydana gelir.
بَرْقٌ ise bu vazifeyi îfâ eden meleğin kamçısı veya kamçısından çıkan bir ışıktır. Melek gibi nuranî bir varlığın kamçısı da herhâlde onun gibi nuranî olur. صَاعِقَة ise o kamçının tesiridir; nereye dokunursa onu helâk eder.
Bundan da anlaşılan, ayrı ayrı görülen bu hususların, yani şimşeğin çakması, gök gürültüsünün zuhur etmesi ve sâikanın bir yere gidip çarpmasının tek bir hâdisenin çeşitli tezahürlerinden ibaret olduğudur.