“Vehayut da o münafıkların hâli, sağanak sağanak bardaktan boşanır gibi bir yağmura tutulmuş kimselerin hâline benzer. O sağanak yağmuru hâsıl eden bulutun içinde veya havada üst üste zulmetler, karanlıklar, ra’d ve berk vardır. Böyle bir tablo karşısında onlar sâikalardan korkup ürktüklerinden parmaklarını kulaklarına ca’lederler (sokarlar veya korlar değil), yani avcıyı gördüğü zaman deve kuşunun başını kuma sokması gibi, ellerinde olmayarak bu suni işi tek çare görür ve yaparlar. Ama bütün bunlar birer beyhude gayrettir, zira Allah onları çepeçevre altlarından-üstlerinden, sağlarından-sollarından, dünyalarından ve ukbâlarından, kudretiyle ve ilmiyle –Ehl-i Sünnet anlayışı olarak– kuşatmıştır.”
* * *
Arz edilen buradaki iki temsilin kavranması oldukça önemlidir. Zira bu temsilde bir zümre, fakat kendi içinde ikiye ayrılan, farklı gürûhların ruh hâleti ifade edilmektedir. Bu yaklaşımı teyit eden rivayetlerden de söz edilmektedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir sahih hadiste: اٰيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ “Münafığın üç alâmeti vardır: Söylerken yalan söyler, vaat ettiği zaman sözünden döner, kendisine bir emanet tevdi edildiğinde de hıyanet eder.”[6] buyuruyor.
Bir başka hadis-i şerifte de O (sallallâhu aleyhi ve sellem), şöyle buyururlar: