İçeriğe geç

İsterseniz bu Kur’ânî tasvire şöyle de bakabiliriz: Hiçbir yolun olmadığı, bilinmediği, ıpıssız bir çölde şiddetli bir yağmur yağıyor, etraf baştanbaşa kopkoyu karanlık ve atmosfer üst üste bulutlarla örtülü. Nûr Sûresi’nde ifade edildiği gibi “Ellerini çıkarsalar göremeyecekler.” (Nûr sûresi, 24/40) şeklinde kapkaranlık bir ortam. Ara sıra bir ümit belirtisi zuhur etse de şaşkınlıklarından dolayı o da onlar için hemen serap oluyor.

وَالَّذِينَ كَفَرُۤوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَۤاءً حَتّٰى إِذَا جَۤاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللّٰهَ عِنْدَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللّٰهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ“Dini inkâr edenlere gelince: Onların işleri, düz, ıssız bir çöldeki serap gibidir ki, susayan kimse su zanneder. Ama gidip de yanına varınca su namına hiçbir şey bulamaz; orada –gaybubetini yaşadığı– Allah’ı bulur. O da onun hesabını tastamam görür. Zira Allah, hesabı seri olandır.” (Nûr sûresi, 24/39)

Görüldüğü gibi bunların arkasından koştukları şey, ulaşılmayan bir şey hâline geliyor. Resmedilen bu tabloda, ciddi bir telaş içinde bocalayan bir kısım kimseleri görüyoruz ki, olabildiğine bir korku, müthiş bir dehşet içinde kendilerinden geçmiş ve ne yapacaklarını bilememe şaşkınlığı yaşıyorlar. Bazen kalkıp bir iki adım yürüyor, bazen oldukları yerde kalakalıyorlar. Aslında daha sonraki âyet de bu sahneyi tamamlıyor mahiyettedir. Evet, bunlar durumun dehşetinden yer yer ellerini kulaklarına götürüyor, bazen de yüzlerini kapamaya çalışıyorlar. Ne var ki, bir türlü içlerini yakan ve dışarıdan kendilerini tehdit eden bu ürpertici duruma çare bulamıyorlar; bulamıyor ve kendilerini yapayalnız, terk edilmiş hissediyorlar.

388