İçeriğe geç

أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ“Dört şey vardır ki, kimde onların bütünü bulunursa o hâlis münafıktır. Kimde de bu dört hasletten biri mevcut olursa, o kimse onu terk edinceye kadar, onda nifaka ait bir haslet var sayılır. Böyle biri, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, vaat ettiğinde vaadinden döner, kavga ettiğinde de haddi aşar.”[7]

Bu ikinci hadis-i şeriften anlaşılan, nifak alâmetinin dört olduğudur. Bu dört alâmet bulunduğu zaman o kimse hâlis münafık sayılır. Aksine bu dört alâmet birden bulunmaz da sadece onlardan biri bulunursa onda da nifak alâmetinden biri mevcut demektir. İkisi bulunursa iki alâmet, üçü bulunursa üç alâmet var demektir. Bu hadisler açısından münafıkların kendi içlerinde iki gürûha ayrıldıkları, bir kısmının tamamen dinden, imandan mahrum, şeytanlara tâbi oldukları, diğerlerinin ise bazı yönleriyle münafıklık yaptıkları anlaşılıyor.

Kur’ân-ı Kerim’de, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ “Öyle insanlar vardır ki, hiçbir bilgiye dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur da azgın ve hayasız her şeytanın peşine takılır.” (Hac sûresi, 22/3) buyrulmaktadır.

Yani insanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilim ve görgüleri olmadığı hâlde boşuna cidal, mirâ veya diyalektik yapar dururlar. Aslında onlar, bir kısım şeytanlara tâbi olmuşlardır. Bunlar, münafıkların okuma-yazma bilmeyen âmi gürûhudur ve önlerindeki şeytanlarına uymuşlardır. Kur’ân-ı Kerim’de başka bir âyette aynı konu tasrif esprisine bağlı olarak şöyle ifade edilir:

383