Keza kendilerine kitap verildiği hâlde onun muhtevasından istifade etmeyenlerin durumunu anlatırken de Kur’ân şu temsili kullanır: مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا “Kendilerine Tevrat verilip, onun mesajını insanlara ulaştırmak ve onu uygulamakla yükümlü tutuldukları hâlde bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler, tıpkı ciltlerle kitap taşıyan merkep gibidirler.” (Cum’a sûresi, 62/5) Burada Kur’ân, uhdelerine alıp taşıdıkları değerden habersiz ve ondan istifade edemeyen insanların hâlini, sırtında kitap taşıyan merkebe benzetiyor ki, bu şekilde bir temsilin kullanılması hem onlar için hem de bizim için sakındırma ve uyarma adına fevkalâde önemlidir.
İşte مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا âyet-i kerimesi de bu mevzuda irad buyrulmuş, ayn-ı hakikat bir teşbih u temsildir.
Temsil ve teşbihin, büyük hakikatleri anlatma yollarından biri olduğunu, Kur’ân-ı Kerim’in temsil tarikini intihap etmesindeki temel espriyi, temsilin yerini ve nerelerde kullanılması gerektiğini, kullanılırken de dikkat edilmesi gereken hususları anlatmaya çalıştığımız bu faslı noktalayarak, çıkış yapıtğımız âyetin izahına devam etmek istiyoruz.