Şimdi burada bir toplum görüyoruz ki çepeçevre etraflarını zulmetler sarmış; buna mukabil mü’minler onların yanlarından geçerken altları üstleri, sağları solları bitevi nur. İşte, bu nuranî cemaatin geçişini gören münafıklar, –ki burada tablo çok canlıdır– “Bari biraz bize de teveccüh edin de nurunuzdan istifade edelim.” derler, derler ama onlara denir ki: “Hayır, siz orada bizim yüzümüze bakmamıştınız. Şimdi geriye dönünüz de kendinize bir nur arayınız!” Onlar da döner ve arkalarında bir nur aramaya dururlar. Derken aralarında bir sur oluşuverir; yani bir sütre, bir perde indirilir; indirilir de artık münafıklar mü’minleri göremezler. Bu surun bir de kapısı vardır. “Bâtını, yani mü’minlere bakan tarafı rahmet, münafıklara nazır tarafı ise azaptır tamamen.”
Bu ifadelerden münafıkların ahirette dahi buradaki ruh hâletlerine göre bir muamele görecekleri anlaşılmaktadır.
Konumuz olan âyete bakacak olursak, temsilde yer alanların durum ve genel keyfiyetleri صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ (Bakara sûresi, 2/18) fezlekesiyle gösteriliyor ki, herkesin ruh hâletine göre bir şey ifade eder. Âyetteki mesel, aydınlanabilecek kimselerin aydınlanmasını, zulmette kalanın da kapkaranlık dünyasını nazara veriyor gibi bir mânâ ifade ediyor.