İçeriğe geç

Görüldüğü gibi vehmin bir mevzuda makûl meselelerin anlaşılmasına engel olmasına karşılık Kur’ân temsil yolunu kullanıyor.. Ve işte bu şekilde temsil yoluyla vehim akla, hayal de fikre teslim oluyor.. ve oldukça garip ve uzak meseleler hâzır hâle geliyor. İnsan öldükten sonra dirilmeyi uzak görebilir; ancak baharı görünce, sanki çok uzak bir mesele olan o tekrar dirilme, gözünün önünde mahsüs ve makûl bir hâl alıyor gibi olur. Bunun gibi, temsil yoluyla mânâlar da âdeta cisim giymiş olurlar. Kur’ân-ı Kerim’in ifadelerindeki bu canlılığı, Abdülkâhir Cürcânî, Zemahşerî, Sekkâkî, Bediüzzaman ve Seyyid Kutup gibi yüzlerce muhakkik çok iyi görmüş ve değerlendirmişlerdir. Bu canlılık, bazı nazarlarca kadavralar hâlinde görülen hakikatlerin o nazarlarda revnakdâr birer hâl alması gibidir. Evet biz, Üstad’ın da İşârâtü’l-İ’câz’da ifade ettiği gibi[1] mücerret hakikatleri ancak temsil yoluyla akla takrib edebiliriz.

Burada bir örnek olarak Hadîd Sûresi’nin 13. âyetindeki temsilî tablo gösterilebilir: يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَۤاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ “Münafık erkek ve kadınlar o gün mü’minlere derler ki, ‘Bir parça bize de arz-ı dîdâr edip, nazarlarınızı bu tarafa çevirin de sizin yüzünüzün nurundan istifade edelim.’ Buna mukabil onlara denir ki: ‘Siz arkanıza dönün de bir nur arayın.’ Derken, aralarına bir sûr çekilir. Bu duvarın bir kapısı olup bu kapının iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.”

342