İçeriğe geç

Bu açıdan temsil; beyan ve ifadenin çok mühim bir rüknü kabul edilmektedir. Ne var ki, temsil yaparken temsille hakikati birbirinden ayırabilmeyi mümkün kılacak karineler vaz’ etmek de bir esastır. Eğer bir meseleyi anlatırken onun hakikaten bir mecaz ve temsilî bir ifade tarzı olduğu okuyucuya bir karineyle gösterilmezse çok defa beyan suistimalatına sebebiyet verilebilir. Mesela, havariler ve onlardan sonra gelen Hıristiyan nâşirler, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz re’fet, şefkat ve merhametini anlatmak için edat-ı teşbihi de kaldırarak “baba” mânâsına bir kelime kullanmışlardır. Burada maklûb bir teşbih de düşünülebilir. Fakat mübalağa maksadıyla edat-ı teşbihin kalkmasıyla, bu gibi yerler daha sonraları –tabi onlar velediyet akidesine de inandıklarından– Allah’ın –hâşâ– insanların babası şeklinde anlaşılmasına sebep olmuştur.

Mesela, فَإِنَّ اللّٰهَ كَالْأَبِ الرَّحِيمِ الشَّفِيقِ “Şüphesiz Allah, çok merhametli ve şefkatli bir baba gibidir.” Böyle bir benzetme esasında doğru değildir. Çünkü Allah, anneden babadan daha merhametlidir. Bir de bunu anlatmak edat-ı teşbih kaldırıldığında إِنَّ اللّٰهَ أَبٌ “Allah –hâşâ– babadır.” olur ki ilk söylenişinde samimi gibi görünen o ifadenin temsilî mânâsı tamamen unutularak sanki hakikaten Allah’a “baba” deniyor gibi bir inhirafa girilmiş olur. Onun için bir hakikat temsilî bir yolla anlatılırken sözün içinde mutlaka bir karine bırakılmalı; ta ki temsil, hakikatin kendisi zannedilmesin. Yoksa geçmiş dinlerde olduğu gibi çok defa suistimalata sebep olur.

345