Üstad, haşir meselesinde, o umumi “ba’sü ba’del-mevt”i, ilgili âyetten (Rûm sûresi, 30/50) mülhemen haşr-i baharîyle zihne takrib edip anlamamızı kolaylaştırdığı gibi,[2] Cenab-ı Hakk’ın sonsuz bu’diyet içindeki kurbiyetini anlatırken de Güneş misaliyle aynı yolu takip ederek O’nun bize sonsuz yakınlığına mukabil bizim O’ndan sonsuz uzak olmamızı, yani yakınlığıyla her zaman başımızı okşamasını, ama aynı anda bizim uzaklığımız açısından da O’nun (celle celâluhu) müteâl olduğunu anlatıyor ki, bununla, وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ “Biz ona (insana) şahdamarından daha yakınız.” (Kaf sûresi, 50/16) hakikati akla yaklaştırılmış oluyor. Biz bu sayede yukarıdaki âyetle يَوْمَ نَطْوِي السَّمَۤاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَۤا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ “Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıtları dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak tekrar diriltmeyi de öyle gerçekleştiririz.” (Enbiyâ sûresi, 21/104) âyetini beraber anlama imkânını elde etmiş oluyoruz.
Aynen bunun gibi Üstad, nuranî ve ruhanî olan şeylerin temessül etme keyfiyetini, yani belki aynı anda bin yerde bulunmaları durumunu, Güneş ve ayna misalleriyle ifade sadedinde, birbirine karşı mütekabil aynalar içinde cisimlerin muhtelif suretlerinin uzayıp gittiği, bin tane aynanın içinde bir tek cismin binlerceye ulaştığı misaliyle açıklıyor ki, nuranî ve ruhanilerin ayniyetleriyle tecelli etmelerini anlama açısından bu da beliğ bir temsil sayılır.[3]