Buraya kadar takdim etmeye çalıştığımız meselelerde bir esas olarak hassasiyetle dengenin üzerinde durulduğunu müşahede ettik. Her konuda insanları ifrat ve tefritlerden koruyarak bir denge vaz eden ve kendisine inananları “ümmet-i vasat” (en hayırlı, dengeli, adaletli ümmet) kılmayı hedefleyen İslâm’ın, her alanda ortaya koyduğu bu müthiş dengeyi, zekât verme ve onu toplamada ortaya koyduğu esaslarda da görmek mümkündür.
Bu denge açısından bakıldığında İslâm, zekâtı toplamakla görevli kimselere, “İnsanların mallarının en iyisini almaktan kaçının.”323 derken, zekât verme konumunda olanlara ise, en kıymetli ve sevilen malların tasaddukunun, iyilikte zirveye ulaşmanın vesilesi olduğunu hatırlatmaktadır. Bunu ifade eden bir âyet, لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyilikte zirveye ulaşamazsınız.”324 şeklindedir.