Kuvvetli Alacak: Bu durumda, alınacak mal, sağlam bir şekilde kayda alınmış ve ödenmesine garanti nazarıyla bakılmaktadır. Eğer durum böyleyse, mal âdeta sahibinin elindeymiş gibi değerlendirilir ve zekâtı geciktirilmeden verilir.
Zayıf Alacak: Bu durumda ise alınacak miktar, –iflas etmiş birinde bulunan alacak gibi– tahsili umulmayan batık alacaktır. Bu tür alacaklar, tahsil edilinceye kadar zekâttan muaftırlar. Fakat bunlar bir şekilde tahsil edildiğinde ne yapılacağıyla ilgili karşımıza iki farklı görüş çıkmaktadır: Bir kısım fukahaya göre bu mal yeni elde edilmiş bir mal gibidir. Dolayısıyla geçmiş senelerin zekâtı verilmez. Fakirin hakkı açasından meseleye yaklaşan diğer bir kısım fukaha ise, geçmiş senelerin zekâtının verilmesini gerekli görürler. Elbette bu alacak tahsil edildiğinde, geçmiş senelerin zekâtını verme, ihtiyata en muvafık olanıdır. Böylece hem daha fazla sevap kazanılmış hem de fakirlerin hakkı zayi edilmemiş olur.
I. Zekât Vermeyenlerin Durumu
Zekât, malî bir ibadettir. Onun, toplumda içtimaî, iktisadî, ahlâkî açıdan oynadığı rol, herkesin malumudur. Bu açıdan zekât vermeme, sosyal hayatı menfi yönde etkileyen bir durumdur. Bundan dolayı İslâm, zekât vermeyenlere karşı, içtimaî hayatta bazı caydırıcı tedbirler öngörmüştür. Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh), zekât vermeyeceklerini söyleyen kabileleri, savaş ilanıyla tehdit etmesi ve bazı fukahanın, zekâtını vermeye fertlerin malının yarısının ceza olarak alınacağı hükmünü vermesi, bunun açık misalleridir. Bu tür dünyevi cezaların yanında, böyle bir davranışa uhrevi olarak da ceza terettüp edeceğini Kur’ân ve Sünnet’in beyanlarından öğreniyoruz.
Meseleyi biraz detaylandırarak ele alacak olursak, zekât vermeyenlere karşı dünya ve ukbada alınacak tavırla onların maruz kalacakları durumları, dünyevi ceza ve uhrevi ceza başlıkları altında ele alabiliriz.