İbadetler, imana bina edilen hususlardandır. Dolayısıyla gerçekten inanan bir kimsenin kullukta kaçamak yapması düşünülemez. Ancak içtimaî hayatta boşluğa meydan vermeyen İslâm, en kötü şartları düşünerek, henüz iman, bünyesinde yerleşmemiş bir kısım kimselerin farklı tavırlarına cevap verecek hükümler ortaya koymuştur. Bu hükümlerde ibadet külfetinden kaçmayı, dinin sınırlarını zorlama kabul etmiş ve bunu yapanlar için değişik cezalar tayin etmiştir. Bu konudaki hükümlerin çoğu doğrudan şer’î bir nassa dayanmasa bile, mezhep imamlarının takındıkları tavır oldukça dikkat çekicidir.
Bilindiği gibi zekât, İslâm’ın temeli mesabesinde olan beş esastan biridir. Onunla, içtimaî hayattaki bir kısım kopukluklar giderilir ve topluma huzur hâkim olur. Dolayısıyla zekât, içtimaî yaraları saran bir ibadettir. Kur’ân’ın, üzerinde hassasiyetle durduğu bir ibadeti ihmal, geçiştirilebilecek türden bir eksiklik değildir. Abdullah İbn Mesud (radıyallâhu anh) gibi bir kısım ulema, zekâtı terk eden kimsenin, İslâm’ın hâkimiyetini kabul etmeyen gayrimüslimler mesabesinde olduğunu söylemektedir.340 Çünkü zekât, fertleri mü’minlerden oluşan Müslüman bir cemiyette yaşayıp sosyal haklardan istifade etmenin önde gelen şartlarından biridir.