Şu âyet-i kerimede de malın hem gizli hem de açık verilebileceği ifade edilmektedir: الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ“Mallarını gece ve gündüz, açık ve gizli olarak infak edenlerin mükâfatı, Rableri katındadır. Onlar için korku yoktur ve mahzun da olmazlar.”320
Görüldüğü gibi Kur’ân, gizli vermenin de açık vermenin de güzel olduğunu söylüyor. Farz olan zekâtın alenî, nafile sadakanın gizli verilmesinin faziletine dair kanaat, ulemanın bu âyetlere yapmış olduğu bir yorumdur. Farz ibadetler, mü’minin terk etmesi mümkün olmayan vazifesidir. Vazifelerin ifasına riyanın girmesi daha zordur, zira benzer durumdaki herkesin mükellef olduğu bir iştir. Nafileler ise riya ihtimaline daha açıktır.
Aynı zamanda, açıktan vermede, başkalarını teşvik vardır. Gizli vermede ise, İslâm’ın hoş karşılamadığı övünme ve gösteriş yapma gibi mezmum sıfatların ortaya çıkışına engel olma söz konusudur. Onun içindir ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), hiçbir gölgenin bulunmadığı o günde, Allah’ın hususi gölgesinde gölgelenecek yedi grup insanı sayarken, وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ“Sadaka veren, bunu yaparken de, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek derecede gizli yapan kimse…”321 sözleriyle sadakasını gizli verene de yer vermiştir.