Hususiyle inanan bir insanın, –hâşâ– O’ndan bir şeyler kaçırmayı düşünme gibi bir garabet içine girmesi düşünülemez. Ancak henüz iman içinde oturaklaşmamış bazı kimselerin, dünya hayatının cazibesine aldanarak zekât mükellefiyetinden kurtulma adına değişik hilelere(!) sapma ihtimali her zaman söz konusudur. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu ihtimali nazara alarak ikazda bulunmuş ve böyle bir hareketten ümmetini menetmiştir. Enes İbn Malik’den gelen bir rivayette Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ebû Bekir’e (radıyallâhu anh) şunları yazdırdığı bildirilmektedir:
“Zekât korkusundan dolayı ayrı ayrı bulunan zekât malları birleştirilmez ve toplu bulunanların da arası ayrılmaz.”315
Zekât mükellefiyetinden kurtulmak için hileye başvuran insanlar, aslında kendilerini aldatmaktadırlar. Zekâtı devletin topladığı bir yerde belki devleti kandırabilirler ama her şeye nigehbân olan Allah’ı –hâşâ– nasıl kandıracaklar!? Zekât her şeyden önce bir ibadettir ve ibadet, kulla Rabbi arasındaki bir ilişkidir. Zekâttan mal kaçırmak için yapılan böylesine bir hilenin hiçbir mantığı yoktur. Zira Allah’a karşı hile olmaz, O’nun ilminin dışında yaprak bile düşmez ve O, gizli açık her şeye, bunun da ötesinde kalblerden geçenlere bile muttalidir.
Kim ne yaparsa yapsın, ortaya konulan her şey kaydedilmektedir ve bütün sırların ortaya döküldüğü gün her şey gün yüzüne çıkacaktır. İnanan bir insanın, asgari seviyede verdiği zekâtla yetinmeyip daha fazlasını verme yollarını araması gerekirken, böylesi bir düşünce içine girmesi ancak iman zaafiyetiyle izah edilebilir.