İçeriğe geç

Bunun içindir ki İslâmî bir idare, zekât vermeyenlere karşı lakayt kalamaz. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) döneminde olduğu gibi bu konuda bazı tedbirler almalıdır. Bilindiği gibi Ebû Bekir (radıyallâhu anh), “Namaz kılarız ama zekât vermeyiz.” diyenleri, savaş ilanıyla tehdit etmiş, Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) itirazına karşılık, “Vallahi, namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım. Çünkü zekât, malın hakkıdır. Şayet Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde verdikleri bir keçi yavrusunu bile bana vermezlerse, onları yola getirmek için mutlaka savaşırım.” cevabını vermiştir. Buna karşılık Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), “Vallahi bu, Allah’ın Ebû Bekir’in kalbine gösterdiği bir hakikatten başka bir şey değildir. Anladık ki, o hak üzeredir.” diyerek onun hakkını teslim etmiştir.341

Ayrıca uygulanacak cezanın yapılan amel cinsinden olması prensibince ulemadan bazıları, mal hırsına mağlup olup zekât vermeyen kimselerin ceza olarak malının yarısının alınacağı hükmüne varmışlardır. Fukahanın bu hükümdeki dayanak noktası, Muaz İbn Cebel’in (radıyallâhu anh) rivayet ettiği bir hadistir. Bu hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ مَالِهِ عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا عَزَّ وَجَلَّ “Kim, malının zekâtını, sevabını umarak verirse o, sevabına nail olur. Kim de zekâtını vermezse biz, zekâtı ve malın yarısını (ceza olarak zorla) alırız. Bu, Rabbimizin kesin hükümlerinden biridir.”342 buyurmaktadır.343

236