İçeriğe geç

“Ey iman edenler! Verdiğiniz sadakaları, başa kakma ve (fakire) rahatsızlık vermekle boşa çıkarmayın, geçersiz kılmayın! Böyle yaparsanız durumunuz, Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye infak eden kimsenin durumuna döner (onlar nasıl yaptıkları infaktan hiçbir sevap kazanamazlar, siz de o duruma düşersiniz). Üzerinde toprak olan bir taş, yağmur yağdığında nasıl cascavlak kalır (işte onların durumu da böyledir, yaptıkları infakın sevabı tamamen silinir gider, hiçbir şey kalmaz), yaptıkları işlerden ellerine hiçbir şey geçmez. Allah, kâfirleri, nimetlerine karşı nankörlük yapanları doğru yola eriştirmez.”318

Bu açıdan bakıldığında zekât, bir yandan zengini tevhit çizgisine çekerken, fakiri de zengin karşısında ezilmekten kurtarmaktadır. Zamanında bu inceliği kavrayan ecdadımızın, altınları bir keseye koyup, üzerine de “Bu sana helâldir.” yazarak, fakirin ulaşabileceği bir yere koyduğunu, böylelikle kendisi de devreden çıkarak, fakirin mahcubiyet duymasına müsaade etmediklerini, tarihimizin şanlı sayfaları olarak okuyoruz.

E. Açık Veya Gizli Verme

Sadaka ve zekâtın gizli verilmesi mi yoksa açıktan verilmesi mi daha faziletlidir? Bu, duruma göre farklılık arz eder. Bazen açıktan vermek efdal olurken, bazen de başkalarına hissettirmeden vermek daha faziletli olur. Kur’ân ve Sünnet bize her iki durumla ilgili bilgiler vermektedir.

Konuyla ilgili bir âyet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ“Sadakaları açıktan vermeniz ne güzeldir. Ama onları fakirlere gizlice verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”319

224