Sonunda anlaşıp karara bağladılar; Umeyr İbn Vehb, oğlunu görme bahanesiyle Medine’ye gidecek ve yine bir bahaneyle Resûl-i Ekrem’in yanına kadar sokulacak, sonra da dağladığı zehirli kılıcıyla O’nu şehit edecektir. Böylece hem kendisinin hem de bağrı yanık bütün Kureyş’in intikamını almış olacaktır. Umeyr, bu düşüncelerle dolu olarak Medine’ye gider. Fakat daha mescidin önünde devesini çöktürmeden Hz. Ömer (radıyallâhu anh), “Bu köpek, Allah düşmanı Umeyr İbn Vehb.”13 diye tarif ettiği bu adamı görür ve “Dikkat edin! İzarının altında kılıç belirtisi var, Resûlullah’a bir kötülük yapmasın!” diyerek insanları uyarır. Daha sonra Allah Resûlü’nün yanına gelerek, “Ya Resûlallah! Umeyr geliyor, size bir kötülük yapmasın!” der. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebessüm buyurup, “Ey Ömer! Bırak gelsin!” der. Umeyr, Resûlullah’ın yanına girince ona, “Niçin geldin, ey Umeyr?” diye sorar. Umeyr, oğlunun fidyesini verip onu kurtarmak için geldiğini söyler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, “Niçin geldiğini istersen ben sana haber vereyim.” der ve Safvan’la beraber oturup kurdukları plânı bir bir anlatmaya başlar. “Kureyş’in Şeytanı” denen bu adam, söylenenleri işitince yerinden sıçrar ve “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyerek iman eder. Devran, başka şeyler besteleyince şeytan denen insan bile bir anda Allah Resûlü’nün havarilerinden biri oluverir.