İçeriğe geç

Cibrîl hadisinde de görüldüğü gibi kelime-i şehadet, İslâm’ın beş ana rüknünden birincisini teşkil eder. Başka bir ifadeyle İslâm’ın ilk şartı, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû” diye ifade edilen kelime-i şehadet veya “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah” sözüyle ifade edilen kelime-i tevhitten ibarettir. Zira bu iki kavram, İslâm’ın özünü ve ruhunu ihtiva eden iki mânâyı içermektedir. Bunlardan biri, iz’ân-ı kalbe tercüman olup kâinatın bütün zerrelerini şahit tutarak, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” demek suretiyle Cenâb-ı Hakk’ın, yegâne Mâbud-u mutlak, Maksud-u bi’l-İstihkak olduğuna şehadet etme; ikincisi ise “Muhammedun Resûlullah” veya “Eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû” deyip Resûl-i Zîşân Efendimiz’in şahsında bütün peygamberlere iman etmedir. Çünkü Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), elçilik manzumesinin kafiyesi, doğruluğu bozulmamış esasların temsilcisi ve tasdikçisi, inhiraflar neticesi bozulmuş değerlerin de tashihçisidir. Bütün sözler gelip kendisinde toplanmış, sikkeyi O basmış, turrayı O kesmiş ve insanlığın terakkisi de ancak O’nunla tamamlanmıştır. Dolayısıyla O, insan­lığa kâmil bir dinle, kâmil bir peygamber olarak gelmiş ve Hz. Âdem’den Hz. Mesih’e kadar bütün peygamberlerin peygamberliğine şahitlik etmiştir. İşte, “Eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû” sözü bunu ifade eder.

Bu ikisi öyle kutsî kelimelerdir ki, Allah nazarında onlardan daha ağır, daha değerli bir söz yoktur. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bunu, “Duaların en faziletlisi Arafat’ta yapılanı; ben ve benden evvel peygamberlerin söylediği sözlerin en faziletlisi de ‘La ilâhe illallah’tır.”10 sözle­riyle ifade etmiştir.

9