İçeriğe geç

Ruhlar, Allah’a kullukla inkişaf eder ve gerçek gücüne kavuşur. Çünkü Allah’la münasebet, insanlığa has bir keyfiyettir; hayvanların, O’nunla böyle bir münasebeti söz konusu değildir. Cenâb-ı Hak onları yaratır ve fıtratlarına derç ettiği belli şeylere sevk eder. Buna karşılık insandan, mânen bozulmaması için kendisiyle münasebet kurmasını, itaat edip kullukta bulunmasını istemektedir. Zira kulluk, insanın Allah’la münasebeti, yani kendisini yaratan ve ayakta tutanla irtibatıdır. Bu ayakta tutma hem cismaniyet hem akıl hem de iç âlemi itibarıyladır. Bütün bu latifeler, O’nunla münasebet kesildiği zaman ölür. Çünkü şehvet, kin, nefret vb. duygular, tek başına bütün bu latîfeleri öldürmeye yeterli saiklerdir. Kul, namaza durup onunla Arş-ı Âzam’ı seyredecek ve gerçek kulluğun zevkine ulaşacaktır ki bazen kin, nefret vb. behimî garizeler hükmünü icra etse bile melekiyet, bir sünger gibi bu kirli yazıları silsin ve onun asıl hüviyetini nazara versin.

Evet, kulluğunu yaptığı müddetçe insanın Cenâb-ı Hak’la münasebeti devam eder. Kul ile Rabbisinin arasına giren her mâni, bu münasebeti kesici mahiyettedir. Allah (celle celâluhu), Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) hitaben, وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا“Rabbinin adını an; bütün varlığınla O’na yönel.”35 buyurmakta ve bu ifadeyle sanki O’na, “Ey Habibim! Evlad ü iyal sevdasından sıyrıl, evli dahi olsan biraz tecerrüt et, kendini Rabbine ver ve kalbinden bütün mâsivâyı temizle. Zira sen bir nebisin. Ve nebinin Allah’a varış keyfiyeti, ubûdiyeti, bu noktalarda kendini gösterir.” demektedir. Bu hâl –tasavvufçuların ifadesiyle– Allah’tan başka her şeyle alâkayı kesme; –ehl-i tahkikin ifadesiyle de– Allah’tan alıkoyan her şeyi dünyalık sayma ve geriye atmadır.

33