İçeriğe geç

Bunlardan bir örnek vermek gerekirse; on üç yıllık zorlu bir hayattan sonra Cenâb-ı Hak, Müslümanlara Medine’nin kapılarını açmıştı. Mü’minler burada her geçen gün kuvvetlenip –kendi gövdesi üzerinde duran bir çınar gibi– kendi ayakları üzerine doğrulmaya başlamışlardı. Bedir savaşında bunun ilk meyvesini devşirmiş, büyük bir zafer kazanmışlardı. Bu zaferle müşriklerin direnci kırılmış, İslâm’ın, artık ayakları üzerinde durduğu ve bir âhenk içinde işlediği ispat edilmişti. Müşrikler, üç yüz kişilik bir gruba yenilmenin acısını bir türlü içlerine sindirememiş, her fırsatta onun hıncını almak istiyorlardı. Bunlardan Safvan İbn Ümeyye ile Umeyr İbn Vehb, her nefes alış-verişte Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı kin ve gayzla dolan iki amcazâde idi. Ortak yaraları ise birinin oğlu esir edilmiş, ötekinin de babası savaşta öldürülmüştü. Bunlar Bedir’i müteakip oturmuş, kırık gönüller olarak dertleşiyor ve Efendimiz’e yapabilecekleri kötülükleri plânlıyorlardı.

13