Bugün doğru ulûhiyet anlayışından mahrum insanlar kendi dar inançlarının dar çerçevesi içinde dönüp durmakta, lâhut âlemine doğru bir türlü mesafe alamamaktadırlar. Onların yaptıkları amellerin amacı, sadece bir iç müşâhedesi elde etmek ve ruha derinlik kazandırmaktır. Buna karşılık, yaptığı ibadetler itibarıyla Müslümanın durumu ise rayına oturmuş bir lokomotif gibidir. O, hayatın her merhalesinde ayrı bir istasyona varır, orada eşya ve hâdiselere nüfuz eder, esmâ ve sıfât-ı ilâhiyeyi zevk eder ve Zât-ı Ulûhiyet’in azameti karşısında kendinden geçer. Bu seyir, doğrudan doğruya Zât-ı Ulûhiyet’in konuşmasıyla konuşan, görmesiyle gören, duymasıyla duyan, tutmasıyla tutan bir seyirdir ki buna ne akıl ne de idrak yeter!
Bu yolculukta “seyr ilallah” ve “seyr fillâh”tan sonra “seyr minallah” başlar ki bu, Hak’tan yeniden halka dönmedir. Yani Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) takip ettiği yoldan, yeniden beşerin içine girme ve insanların elinden tutup onları olgunluğa taşıma, katedilen mesafelerin bütün haz ve cilvelerini onlara da tattırmadır. Mü’minin, –âdeta bir lokomotif gibi– arkasına taktığı binlerce insanla lâhut âlemine doğru katettiği bu yol, sonsuza uzanır. Çünkü Allah’a doğru yapılan yolculuğun sonu yoktur. Bu seyr ü sülûkta yol alıp iç müşâhedeye eren her insan, ibadet ü taat neşvesi içinde bunu tadar, duyar ve letâif-i Rabbâniye’nin düğüm düğüm çözülmeleri içinde lâhut âleminin tebessümleriyle karşı karşıya kalır.