İçeriğe geç

Hâsılı, Cenâb-ı Hak, kendisini tanıtmak için ortaya bir kâinat, sıfatlarını okutmak için de o kâinata bir düzen koymuştur. Dolayısıyla düzen O’nu konuşmakta, âhenk O’nu zikretmekte, âlem O’nu anlatıp durmaktadır. Kâinattaki şuurlu-şuursuz bütün varlıklar birer dil hâline gelmiş Allah’ı haykırmakta ve O’nu vird-i zebân etmektedirler. Beşer ise kendisinde hitap çiçeği açmış bir varlık olarak şuur, idrak ve iradesiyle kâinattaki bu konuşmalara tercümanlık yapmakta ve diliyle bu hakikatleri ifade etmektedir.

Allah’ın varlığını haykıran bütün bu dillere, mevsimi gelince her şey iştirak edip O’nu haykıracak, bahar gelince çözülmüş buzlar gibi bir bir çözülüp hak ve hakikatin tercümanı olacaklardır. Buzlar baharda çözülür, diller baharda açılır ve bülbüller baharda şakımaya başlar. Atılan tohumlar, baharda rüşeym olup başak salar. Biz, bütün bunların adım adım yaşandığı bir baharı idrak etmiş bulunuyoruz. Bugün her taraftan “Lâ ilâhe illallah” sadaları yükselmekte, sanki yeni bir “Devr-i Saadet” yaşanmaktadır. Zira o devir, sıkıntı ve ızdırapları göğüsleyenlerin, yüzlerce hâdisenin içine pervasızca dalanların, İslâm’ı yaşamada azim gösterenlerin bağrında doğmuştur. Bir zamanlar putperestlik inançlarıyla karanlık karanlık üstüne bir hayat yaşanan Mekke vadilerinde “Lâ ilâhe illallah” nidalarının yükselmesi, yükselip bütün bir dünyayı velveleye vermesi, çekilen bu zorluk ve çilelerin neticesinde olmuştur.

Gönle İman Girince!

12