Burada âyette geçen تَبَتَّلْ kelimesi üzerinde biraz durmak gerekir. Sarf ve iştikak ilmine göre emir sigasında gelen bu fiil, “Gönlün istemese de bu hususta kendini zorla.” demektir. Yani işin içinde bir tekellüf vardır. İnsan, bu zorlamayı yaptığında iç âlemine ait müşâhedeler artarak gelmeye devam edecektir. Ama işin başında bir zorlama vardır. Başka bir yerde ise, يَاأَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَأَنْذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm), kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terk et.”36 buyrulur.
Diğer bir âyette de;
وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ
عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا
“Dünya hayatının süslerini arzulayarak sakın gözlerin onlardan başkasına kaymasın. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”37 buyrulur ki bu, “Sen, sana yakışanı yap, mala-mülke ya da mal ve mülk sahiplerine gözünü dikme!” demektir.
Allah (celle celâluhu), bütün bu âyetlerde Habib-i Edibi’ni öyle terbiye etmiştir ki O, (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu terbiye sayesinde on dört asır boyunca bütün insanlığın kalbinde taht kurmuştur. Biz, bütün bunlardan şu mânâyı çıkarabiliriz: Rab’le münasebeti kesecek bütün engeller, gerektiğinde silinip atılabilmelidir.