Sakın ha “Ben boğulmam!” demeyin. Zira nefs-i emmare bir devvar-ı gaddardır (zalim bir çark). Nice şahları, nice Heraklitleri dize getirmiştir. Hz. Yusuf gibi bir peygamber bile إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّۤوءِ“Şüphe yok ki, nefis kötülükleri emredicidir.”5 diyerek ona itimat edilmeyeceğini bildirmiyor mu?
Evliya menkıbelerinde anlatılır: İki kardeşten biri şehirde diğeri dağda yaşıyor. Şehirde yaşayan ismetini, iffetini, kulağını, gözünü, ağzını, dilini; –hani camilerde denilir ya– “cemî-i cümle azalarını” koruyor günahtan. İhtimal o, şehirde yaşarken kendini kutsî bir hizmete adadığından dolayı Allah sıyanet ediyor ya da dine hizmet mülâhazası tüm benliğini sardığından “Bana yakışmaz bu türlü şeyler.” diyor ve kendini koruyor. Bunun kapısının önünde bir su tulumu asılıdır. İçi su dolu; ama gariptir tulum hiç su damlatmıyor. Dağda halvette yaşayan ve sürekli Allah’la münasebet içinde bulunan diğer kardeş bir gün şehre ziyarete geliyor. Onun da su tulumu var dağda iken hiç damlatmayan. Gelince o da asıyor tulumunu kardeşinin tulumunun yanına. Birkaç dakika geçince başlıyor tulum su damlatmaya. İşte hüner burada. Şehirde, yani en tehlikeli yerlerde, kendini salmadan, Allah’la münasebetini bütün samimiyetiyle devam ettirmede.
Evet, alabildiğine müsait ortamlarda, günahlardan uzak, münzevi bir hayat yaşarken, orada sadece ibadet ü taatle meşgulken bile şeytan gem vuruyorsa insanın ağzına; kulak deliğinden, göz deşiğinden yol bulup giriyorsa günahlar; nefis her gün ayrı bir gayyaya sürüklüyorsa onu; o insan tehlikeli noktalarda hiç ayakta duramaz ki, devrilir gider!
Dipnotlar
- 5 Yûsuf sûresi, 12/53.