İçeriğe geç

Bence biz tarihî hâdiseleri kendi tarihsellikleri içinde bırakıp kendimize dönelim, Kendi dönemimiz içinde üzerimize düşeni yapalım. Nedir üzerimize düşen şeyler? En genel mânâda rehavete düşmeme, zevk ü sefaya dalmama, yaşatma zevkiyle yaşamadan vazgeçme… Meselâ, en basitinden alışkanlıklarımızı bir gözden geçiriversek. Alışkanlıklar insanı esir alır ve hayatî zarureti olmayan şeylere hayatî ve zarurî damgasını vurdurur. İnsan genelde alışkanlık sebebiyle gayr-i zarurî şeylere önce zaruret damgası vurur, ardından onun esiri olur. Gördüğüm kadarıyla alışkanlıklar ciddî enerji kaybına yol açıyor, aslî vazife dediğimiz hususlarda gevşeklikler devreye giriyor. Onun için insan alışkanlıklarını gözden geçirmeli, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde onları yeni baştan düzenlemelidir.

Bizim yaşamaktaki gayemiz, başkaları için yaşama olmalıdır; zira, yaşamanın mânâsı aslında budur. Evet bu düşünce ve inanca sahip insan kendini, yuvasını, makamı mansıbı tâli derecede düşünür. Böyle inanan ve hayatını buna göre dizayn edenin önünü ise kimse alamaz. “Yürü, top senin çevgân senin!” derler ona. Laboratuvarda ise, her şey mahz-ı mârifet olur akar o insanın kafasına. Ticaret erbabı ise sular seller gibi dökülür bütün imkânlar önüne.

Aksi hâlde, insan kendi ruhundan uzaklaşır, içte kadavralaşmaya girer. Tahakküm etmeye başlar etrafına. Her şeyi bir istibdat, bir dayatma vesilesi olarak kullanır. Aklî ve mantıkî temeli olmayan maceralara girer ve etrafındakileri de sürükler o maceraya. Belki gün gelir azgın bir güce kavuşur; kavuşur ama gün gelir o azgın güç onu da yer bitirir.

128