İçeriğe geç
7. Bölüm

Bir Demet Sosyal Mesele

Deprem ve Rahmet-i İlâhî

En son Afyon depreminde de bu mesele beni çok tedirgin etti. Enkazın altında perişan olmuş, kış soğuğunda dışarıda, evsiz barksız, korku ve telaş içindeki insanlar yürekler parçalıyor. Onları görünce ben kendi dertlerimi unutuyorum, benim hastalıklarım çok hafif kalıyor. Şimdi zelzeleden sonra mağdur duruma düşen çok insan var. Mazlum gibi görünüyorlar. Öyle perişan, ayaklar altında, sefil… Bu manzara –Allah muhafaza– Zât-ı Ulûhiyet’e karşı farklı mülâhazaların doğmasına vesile olabilir. Aslında, maruz kalınan bu felâketler masum felâketzedelere çok şeyler kazandırıyor. Evet, keşke deprem hiç olmasaydı, o binalar iyi yapılsaydı, Rabbimizle münasebetimiz kavî olsaydı, el kaldırıp dua etseydik, o bizi sıyanet buyursaydı… Bunlar tamam; fakat başa gelmiş bir şey, bağırıp çağırma, şikayetçi olma hiçbir işe yaramaz ki artık. Aksine, Rabbimizle münasebetimizi zedeler. Bunun, aklî ve mantıkî bir kısım argümanlar değerlendirilerek mutlaka anlatılması gerektiğine inanıyorum.

İnsanlar Zât-ı Ulûhiyet’e karşı şikâyeti seslendirmeseler de içlerine böyle vesveseler gelebilir. Hani, Hz. Bediüzzaman “İkinci Cihan Harbinde o masum çoluk çocuğun ölmesi, günahsız insanların öldürülmesi çok rikkatime dokunuyordu. Bu mesele ihtar edildi.” diyor ve bazı hususlar zikrediyor. O tür hisler herkesin içine gelebilir. Fakat meselâ o insanlara deseniz ki; “O gömülen masum insanlar şehittir. Onların zayi olan malları sadakadır. Arkada kalan kimseler, cephede şehit vermiş gibi kahramanlardır. Allah (celle celâluhu) indinde o dereceyle anılırlar.”1 El verir ki; Cenâb-ı Hakk’a tam bir gönülle teveccüh etsinler ve sarsılmasınlar. Bu dünya fânidir. İnsanların ömrü ne kadar ki! Ama inşaallah onlar ötede ebedî saadeti yakalayacaklar.

184