İçeriğe geç

27 Mayıs sonrasının o çok sıkıntılı dönemlerine rast gelmişti askerlik zamanım. Şiddet, hiddet, öfke… Ne ararsan var. Komuta kademelerinde el değiştirmeler oluyor. Mamak’ta iken farkında olmadan Talat Aydemir’in askeri oluyorsunuz. Yedek subay okulu, radyo evini teslim almak için harekete geçiyor. Harp Okulu bir yönüyle Yedek Subay Okulu ile müşterek hareket ediyor. Karda kışta günlerce nöbet bekliyorsunuz. Bazı subaylar muhalif subayları teslim alıyor. Üzerinizde uçaklar uçuyor, hem de bombardıman niyetiyle. Eğer teslim olmazsak bombardıman yapacaklar. Tüfeklerinizin mekanizmalarını alıyorlar. Hâsılı sıkıntı üzerine sıkıntı. Bütün bunlara rağmen ben asker ocağından şikâyette bulunmadım. Aksine orayı âdeta bir laboratuvar gibi gördüm. Her gün farklı yerler keşfettim, farklı dünyalara açıldım, farklı insanlar tanıdım. Ben o kutsî ocakta öğrendiğim şeyleri, elde ettiğim tecrübeyi ne ailede ne de okulda öğrenebilir veya kazanabilirdim. Sokakta öğrenmem zaten imkânsızdı. Ama kışlada insan ister istemez bir kalıba giriyor. Umumî bir yerde, birçok insanla beraber kalıyorsunuz. Yüzde yüz düşüncenize ters, anlayışınıza ters insanlarla birlikte oluyorsunuz. Dinleneceğiniz zaman birileri kalkıp bağırıp çağırıyor, hopluyor, zıplıyor. Aslında bütün bunlar insanı rahatsız edici faktörler. Fakat ben o günden bugüne rahatsızlık izi bırakmış hiçbir şey hatırlamıyorum, sanki güllük gülistanlık bir yerde yaşamışım gibi…

212