İşte onun için demiştim “Şimdi askere çağrılsam seve seve giderim.” diye. Yine de diyorum: Altmış altı yaşıma basıyorum, bugün çağırsalar koşa koşa giderim asker ocağına. Sadece bir ricada bulunurum; o da şu: “Kalbimin üç damarı tıkalı. Onu zorlayacak emirler vermeyin. ‘Marş marş’ demeyin meselâ. Yat kalk diyerek yormayın. Ama yirmi beş kişilik koğuşlarda, ranzalarda yatmaya gelince seve seve. Bin kişinin yemek yediği gürültülü yemekhanelerde yemek yemeye âmenna.” Ruh hâletim benim bu ve bunu ifade etmeyi kendi hesabıma bir borç biliyorum.
Bu düşüncelerimi dile getirmemin sebebi merak edilebilir. Bazen insanın içinde bulunduğu konum onu bazı şeyleri söylemeye mecbur ediyor. “Bu inancını, bakış açını, düşüncelerini, yorumlarını söylemelisin.” diyor. Eğer senin gözünün içine bakan dünya kadar insan varsa, sana göre tavır alacaklarsa, düşüncelerini kendine saklamanın ne anlamı olabilir ki? Onun için kutsal bildiğim bir müessese hakkındaki düşüncelerimi ifade etmem yadırganmamalı. Askere giderken hacca, umreye gidiyor gibi gidilmeli. Tıpkı Osmanlılar gibi. Bazı dönemlerde Osmanlılar umreye de hacca da gitmemişler; gitmemişler zira İslâm âleminin karakolluğunu yapmışlar. Birçok mütefekkir; “Âlem-i İslâm’ın şimalinde Türk milleti olmasaydı bugün yeryüzünde İslâm olmazdı.” diyor.