İçeriğe geç

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bizzat itiraf edene dahi “Dön, git, tevbe et. Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur.”4 buyuruyorken insanlara ne oluyor ki, başkalarının en mahrem hâllerini araştırıp teşhir ediyorlar! Acaba onların kendi ayakları kaysa, aynı duruma düşseler, haklarında nasıl muamele yapılmasını arzu ederler? Hata ve kusurlarının ortaya dökülmesini, sırlarının açılıp saçılmasını mı isterler?

Evet, en çok zikredeceğimiz isimler Gaffâr ve Settâr olmalı; günahlarımızı bağışlasın ve bizi utandıracak şeyleri setretsin, mahşerde bizi rüsvay eylemesin! Kalbimizden geçen şeylerden dolayı dahi bizi sigaya çekerse ne yaparız? Yunus gibi “Senin ismin Gaffâr iken ya ben kime yalvarayım!” deyip O’na iltica etmeli.

Sadaka ve İslâmiyet’in getirdiği İncelik

Bizim toplumumuzda, dinimizin güzelliklerinden kaynaklanan bir sadaka kültürü de vardır; eşi görülemez bir incelikle örgülenmiş harika bir kültür… Müslümanlar zekât ve sadakayı verirken öyle mâkul verir ve sadakayı alacak insana öyle güzel şeyler anlatırlarmış ki, alan verenden daha faziletli bir konumda görünürmüş; yed-i süflâ, yed-i ulyânın üstüne çıkarmış; yani, sadakayı alan alttaki el, onu veren üstteki elin üstüne çıkarmış. Sadaka veren, meselâ, şöyle dermiş: “Allah senden razı olsun. Ben de üzerimdeki bu borcu ne yapayım ne edeyim, diye düşünüyordum. Vazifemi yapmama, büyük bir vebalden kurtulmama vesile oldun. Allah da seni ahiret sıkıntılarından korusun.”

192