İçeriğe geç

İlk müceddit, kimilerine göre Hz. Ebû Bekir’dir. Ben şahsen bu görüşe katılmıyorum. Hatta bu yaklaşımın gereksiz bir inat uğruna, başka birine müceddit dememek için ortaya konduğunu zannediyorum. Esasen Hz. Ebû Bekir’in vazife yaptığı dönem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yeni vefat ettiği bir dönemdir. Sahabe aynı sahabe, toplum aynı toplumdur. Bu açıdan Hz. Ebû Bekir’in yenileyeceği bir şey yoktur. Onun için Hz. Ebû Bekir’e müceddit demek yerine “Allah Resûlü’nün getirdiği dinî esasları bütün yeniliği, taraveti, halaveti ve canlılığı ile korumuştur; –eskilerin ifadesiyle– çok iyi derpiş etmiş birisidir.” dense daha doğru olur. Hulefâ-yi Raşidin arasında illâ birine müceddit denecekse bence o seyyidinâ Hz. Ömer olmalıdır. Fakat genel kabul, ilk müceddidin Ömer b. Abdülaziz olduğudur. O, iki buçuk sene süren iktidarında, kendinden önceki, Haşimilere ve Efendimiz’in Ehl-i Beyt’ine karşı olan Emevî hıncını, kinini, nefretini durdurmaya çalışmış; dinin haysiyet ve onuru için mücadele etmiş bir insandır. Minberlerde Hz. Ali dahil “Raşid Halifeler”in adlarının okunmaz hâle geldiği o dönemde her cuma minberden إِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ9 âyetini okuyup adalet, istikamet ve ihsanla hareket etmiş ve devlete bütün suistimallerin önünü tıkayan bir yapı kazandırmıştır. Öyle ki, Velid döneminde on bin dinar alan halasının tahsisatını bile kesmişti Ömer b. Abdülaziz. “Yeğenim, on bin dinar alıyordum, sen kestin bunu!” diyen halasına, “Halacığım!” diyor, “Nereden bulup vereyim? Hazinenin –ki milletin malıdır– durumu ortada. Bu durumda iken ben sana on bin dinar veremem ki!” Sonra da her zaman yaptığı gibi kalkıp biraz zeytinyağı getiriyor biraz da ekmek ve “Halacığım, biraz yemek istemez misin?” diyor ve ekmeği yağa banıp yiyor. Tefessüh etmiş bir devlete zühd ve yeniden Muhammedî bir ruh kazanma düşüncesini getiriyor. Onun döneminde insanlar ilk defa resmen “hadis tedvin”ine açılıyorlar.10

202