Hâsılı; yeni zeminler arayın, aşk u şevkinizi bileyin, Cenâb-ı Hak’la münasebetinizi yeniden gözden geçirin, bütün dünyevîlikleri kafanızdan sökün atın. “Yâ Rabbi! Yeni bir sesle burada Seni bir de biz duyurmak istiyoruz!” deyin. Bakalım nasıl olacak!
Zaruriyat ve Fuzuliyat
Günümüzde birçok şey gibi, insanın dünya ve ukba hayatı adına değer vermesi gerekli olan şeyler de maalesef olması gereken konumda değil. Her nedense insanlar en çok düşünmeleri gerekli olan şeyleri en az düşünüyor, en önemli şeyleri en sonda bir yere koyuyorlar. Fıkıh usûlü diliyle ifade edilecek olursa, “zaruriyat” gerilerin gerisinde, “hâciyat” onun önünde, “tekmiliyat” ve “tahsiniyat” kadem kadem hâciyatın önünde ve işin en garibi “fuzuliyat” hepsinin önünde. Öte taraftan onlar bu gerçeği fark etmiyor, fark etmeme bir yana yaptıklarına mutlaka bir bahane, bir neden bulup bu düşüncelerini, inançlarını ve onlara bağlı olarak yaptıkları amellerini meşru bir mekâna oturtmaya çalışıyorlar.
Hâlbuki önemli olan Allah’ın öncelikleridir, O’nun bize önem verin dediği şeyleri yine O’nun sıralaması içinde kabullenmedir. Bu sıralamaya önem vermek, Allah’ı tazim demektir. Onun için âyette buyurulur ki; “… Kim Allah’ın şeâirini tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalblerin takva duygusundandır (yani Allah ile olan irtibatındandır.)”23 Takva kelimesi “vikâye”den gelir ki bu “Allah’ın himayesine sığınma” demektir. Demek bu sıralamaya önem vermeme, yerlerini değiştirme Allah’ın himayesinden çıkma mânâsını taşır.
Evet, kanaat-i âcizanemce biz her şeyi altüst ediyor, kendi heva ve hevesimize bağlıyoruz. Din yine ortada aslî hüviyeti ile duruyor; ama bizim bu terk-i mevkilerle (durulması gereken yerleri terk etmekle), izhar ettiğimiz dindarlığın murad-ı ilâhîye uygun olduğunu söylemek çok zor olsa gerek.
Dipnotlar
- 23 Hac sûresi, 22/32.