İçeriğe geç

Kur’ân’da Allah’ın azap ve tedip ile alâkalı ortaya koyduğu meseleler küllî şeylerdir. Meselâ; يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُمِنْ أَخِيهِ۝وَأُمِّه۪ وَأَبِيهِ۝وَصَاحِبَتِه۪ وَبَنِيهِ۝لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ“İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlâtlarından bile kaçar. O gün onlardan her birinin başından aşkın derdi ve tasası vardır.”28 veya يَوْمَ تُبْلَى السَّرَۤائِرُ۝فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ“Gün gelir, bütün gizli haller ortaya dökülür. O gün insanın ne bir kudreti, ne de bir yardımcısı kalır.”29 âyetleri bu hakikate iki küçük örnek. Fakat şu da unutulmamalı; hiçbir umumî hüküm yoktur ki onun içinden hususî bir şey istisna edilmiş olmasın. Dolayısıyla yukarıdaki âyetler kâfir-mü’min ayırt etmeksizin herkesi içine alır. Ancak istisnaî mahiyette –enbiyâ-i izam gibi– Cenâb-ı Hakk’ın sıyanet buyurduğu bazı kimseler olabilir. Zira onlar masum ve aynı zamanda masûndur. Ama buna rağmen onların da meselenin küllîliği karşısında endişe taşıdıklarını görüyoruz. Kıyamet sahnelerini anlatan hadis-i şeriflere bakın. Bütün enbiya-i izam mahşerde اَللّٰهُمَّ سَلِّمْ ، سَلِّمْ…30 diyorlar. Sıratta aynı şeyi söylüyorlar. Cennet’e adımlarını atacakları âna kadar bu duayı tekrar ediyorlar. Demek meseleyi umumî olarak kabul ediyorlar.

Evet, ahirette herkes bu hakikati şöyle ya da böyle duyacak. Nitekim bir hadis-i şerifte Cenâb-ı Hak kulunu karşısına alır, günahlarını itiraf ettirir. “Şunu, şunu yaptın; ama bunları ketmettin, fâş etmedin. Yani fasık u facir değildin, günahlarının hicabını yaşıyordun” der. “O gün sen setrettin, ben de bugün seni affediyorum.”31

119