İçeriğe geç

Hâciyat olan şeylere gelince –ki bunlar bir ölçüde dini sıyanet adına dış kale, dış surlar gibi şeylerdir– bunlarda iş biraz daha esnekliğe müsaittir. İnsana geniş sayılabilecek ölçüde düşünme alanı tanınmıştır burada. Meselâ sıfât-ı sübhaniye, esma-i ilâhiye mevzularında, onların hakikatleri ve yeryüzündeki tecellîleri hakkında mütalaada bulunma gibi. Yalnız bu alanda dahi olsa yorumlamalarda bulunurken takınılacak tavır çok önemlidir. Kaldı ki bu tavır ilgili kişinin imanı ile doğrudan alâkalıdır. Biz selef-i sâlihînden, bırakın bir âyet hakkında yorum yapmayı, o âyete kendini muhatap gördüğü için okuduğu an kendinden geçen ve sonra da farklı mütalaalara kapalı kalıp bir türlü ikna olmayan yüce ruhları biliyoruz. Meselâ bunlardan birisi, وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّاوَارِدُهَا كَانَ عَلٰىرَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا“Sizden hiç kimse yoktur ki Cehennem’e varmasın. Bu Rabb’inin katında kesinleşmiş bir hükümdür.”24 âyetini okuyunca tir tir titremiş ve âyetin gerisini okuyamamış. Çevresindekiler; “Devamı var bunun” deyip âyeti okumuşlar: ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا“Sonra Allah’tan korkup fenalıklardan sakınan müttakileri kurtararak zalimleri diz üstü çökmüş vaziyette orada bırakacağız.”25 Ama tavrı değişmemiş. اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُۤوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُۨولٰۤئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ“İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır.”26 âyeti söz konusu olduğunda da aynı tavrı sergilemişler çokları. Bu âyeti okuyan sahabeler Efendimiz’e gelmişler ve tahassür içinde “Hangimiz zulme bulaşmamıştır ki?” demişlerdir. Zira, zulüm geniş bir kavram: Nefsine zulmetme, mahiyetine zulmetme, zamanına zulmetme, Allah’ın tayin ve takdir buyurduğu hayata zulmetme vs. Haddini bilmemek, ona tecavüz etmek, aşırı gitmek de zulmün başka göstergeleri. “Şimdi zalim miyim ben? Aşırı gidiyor muyum? Zalim olmadığıma, aşırı gitmediğime kim teminat verecek?” demişlerdir. Buna karşılık Efendimiz âyetteki zulümden maksadın şirk olduğunu beyan ederek onları rahatlatmıştır.27

118