İçeriğe geç

“Allah’ın binlerce ismi vardır. Bu binlere binler daha ilave etsek ve ardından O’nu yâd etsek yine O’nun namına bir şey söylemiş olamayız.” Meselâ bunun lâl-i güher-i Nebevî’den bir söz olduğunu, onların önlerine inciler, mercanlar gibi saçıldığını hayal edin. Gören gözleri kamaşır, başları döner onların. Ben şahsen cahiliyye yaşamamış insanların bu sözlerdeki orijinalliği sezeceğine ihtimal vermiyorum.

Bir başka örnek de ezandır. Ezan onların bildikleri kelimelerden oluşuyor; ama o kelimeler böylesine yerli yerinde hiç ifade edilmemiş. “Allahu Ekber (Allah büyüktür, büyüklük O’na mahsustur. Şehadet ederim ki O, Ma’bûd-u bi’l-hak ve Maksûd-u bi’l-istihkaktır.)” Öyle bir yenilik ki bu, işte bu yenilik onların ruhlarına siniyor; siniyor ve bu mülâhazalarla camiye koşuyorlar.

Bu defa camide imamın arkasında yeni, esrarengiz şeyler duyuyor ve hissediyorlar. Tahiyyat öyle, selâm öyle. Tabir caizse her gün semadan bir sofra-i cedide iniyor, o sofradan istifade ediyor, yepyeni, terütaze hislerle, fevkalâde zinde ruhlarla, yeniliğe doymuş, ülfetten fersah fersah uzak bir hâletle evlerine dönüyorlar. Ve bu vetire burada bitmiyor, hiç son bulmuyor. Ertesi gün yine semavî yepyeni sofralar onları bekliyor.

Bakın Ümmü Eymen Validemize; Hz. Üsame’nin annesi, Resûlullah’ın hizmetini gören mübarek bir kadın. “İnsanlığın İftihar Tablosu”nun ahirete irtihalinden sonra Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer onu ziyarete gidiyorlar. Görüyorlar ki Ümmü Eymen ağlıyor. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatından dolayı ağladığını zannedip teselli etmeye başlıyorlar. Ümmü Eymen onların sözünü keserek diyor ki; “O’nun vefatıyla vahiy kesildi, vahyin bereketinden mahrum kaldık, ben ona ağlıyorum.”20 Basiretli kadın… Şimdi her gün, her zaman önünüze inen böyle bir sofranın kesilmesine nasıl ağlamayacaksınız ki?

111