İçeriğe geç

Kâfirlerdeki istidraç da böyle bir şeydir. Düşünün, Deccal’de ispritizma (insanları etkileme gücü) gibi büyüleyici bir şey var. Atmosferine girenleri büyülüyor ve isteseler de çıkamıyorlar o daireden. Bir kuvve-i kudsiyeye sahip olmalılar ki kurtulsunlar. Onun için insan kendini müzekkâ (tertemiz, yanılmaz-aldanmaz) zannetmemeli ve her türlü fevkalâdeliği sahiplenmeyerek O’na vermeli; vermeli ve Allah’a karşı samimiyet soluklamalı. Zira insan yüreği samimiyet hisleri ile dolu değilse, kulluğunun içine başka şeyler karıştırıyorsa, ihsan edilen o güzellikler aslında bu riyakâr ve münafığı batırmak içindir. Yarım yamalak, sûrî (görünüşte) bir imanı vardır; liyakati yoktur; üzerine giydiği üniformanın hakkını veremiyordur; dolayısıyla da Allah elinden alır o imanı.

Güzel şeyler gibi fenalıklara karşı da böyle hissettiğimiz; ama isim koyamadığımız şeyler vardır. Aniden, hiçbir sebep yokken insanın içini fena şeyler kaplayıverir. Gördüğünüz bir nesne sizi birdenbire öyle bir noktaya, öyle bir mülâhazaya iter ki batabilirsiniz orada. İnsanı alıp başka rıhtımlara, geriye dönemeyeceği sahillere götürür bunlar. Onun için Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) meâlen “Sizi fenalığa çağıran bir tedaî ile karşı karşıya kaldığınızda kendinize gelin, hemen tevbe edin.” buyuruyor. Psikolojide de yeri vardır bunun; psikologlar bu durumlarda hal ve tavır değişikliği yapmayı öneriyor.

Evet; “İsyan deryasına yelken açmışım/Kenara çıkmaya koymuyor beni.” İsyan deryasına yelken açmalar hep böyle başlar. Başlangıçta açı çok dardır, farkına varamaz insan. Ayağında parmak ucu kadar bir yer tutar, fakat zamanla ayak izine ulaşır. Sonra adım genişliği, derken gözünün kestiremeyeceği kadar bir açı meydana gelir. Durması gerektiği yerden o kadar uzaklaşır ki geriye dönmek istese de dönemez.

86