İçeriğe geç

Hâlbuki insan kendi zaaflarını bir şekilde görebilir, görmelidir de. Efendimizle (sallallâhu aleyhi ve sellem), ashab-ı kiramla, her dönemde davranışlarını örnek aldığı insanlarla kendini kıyas ederek boşluklarını görebilir. Aksi hâlde bu zaaf ve boşluklar farkında olmadan tabiat hâline gelebilir. Bu da kalbin tab’ına (mühürlenmesine) vesile olur. Şeytanın durumu da böyledir. Yoksa şeytan bilmiyor değildi hak ve hakikati. Allah hakkında malûmata sahipti. “Senin ululuğuna kasem ederim ki Sen galipsin.” diyor şeytan, Allah’a. İzzetine yemin ediyor O’nun. Fakat Kur’ân’a karşı asi, Allah’ın emirlerine karşı isyankâr… Işığın yanında zulmet gibi koruyor kendisini. Şeytan böyle davranıyor çünkü, tabiatına öyle mâl olmuş. Öyle bir noktada tutuyor ki kendini, oradan ayrılması mümkün değil. Âdeta kilitlemiş kendisini. İnsan da böyledir, bir şeye kilitlenirse, ona zıt olan en yumuşak şeylere bile tepki verir. İşte şeytan da küfre böyle kilitlenmiş ve günah işlemek tabiatı hâline gelmiş.

Evet, Allah içimizi dışımız gibi, dışımızı da içimiz gibi biliyor. Onun için bu zaaf ve boşluklar tabiat hâline gelmeden terbiye edilmesi, izlerinin silinmesi gerekir. Bunun için de kişinin kendisini iyi terbiyecilerin terbiyesine teslim etmesi lazım. Bu arada şeytanın sağdan yaklaşmasına izin vermemek lazım. İnsan belli şeylerden, meselâ namaz gibi ibadetlerden sebebini bilmeden zevk alır. Fakat bu mekr-i ilâhî (imtihan) olabilir. Hissettiği o fevkalâdelik insanın kendi nefsine güvenmesine sebep olur ki bir mekr-i ilâhîdir bu, dolayısıyla bir istidraçtır. İşte çokları bu şekilde aldanıp gitmiştir.

85