İçeriğe geç

dedir ama Hak’la beraberdir. Gözü, başka hiçbir şey görmeyecek kadar O’nunla dolmuş, gönlü, başka sevdaları haram görecek seviyede O’nunla doymuştur.

Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, âlemşümul olan, fıtrat üzere gelen, insanlığın maddî-mânevî saadetini hedef alan İslâm’ın; âlemşümullüğüne ve fıtrîliğe ters olan ruhbanlığı, insanlardan kaçmayı, zaviyelere kapanıp inzivaya çekilmeyi emretmesi düşünülemez. O, müntesiplerine, halkın içinde, halkla beraber Hakk’a yürümeyi salıklar. Tıpkı Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), kevn ü mekânı ubûdiyeti ile kat ederek miraca çıkması, Hakk’ı müşahede etmesi, hakaik-i imaniyeye muttali olması, meleklerin yazı yazan kalemlerinin seslerini işitmesi, Cennet’e-Cehennem’e şahit olması ve ardından yine çile çekeceğini bile bile halkın arasına dönmesi gibi. O, kulluğu ve şahsî kemalâtı adına bir yaratılmışın ulaşabileceği zirvelere ulaşmış, ancak arkasındakilerin elinden tutup Hakk’a giden yolda onlarla beraber yürüme adına geriye dönmüştü.

İşte hac, bu anlayışın temessülüdür; cemaat ruhunun, halk içinde Hak’la beraber olmanın en açık ve net şekilde tezahürüdür.

72