Zulüm; başka birinin hakkını gasp etmek, birinin hakkına ulaşmasına mani olmak, kişiyle hakkı arasına girmektir ve Kur’ân’da şiddetle yasaklanmıştır. Cenâb-ı Hak, “Zulmedenlere küçük bir temayülle dahi olsa eğilim göstermeyin. Yoksa size ateş dokunur.”58buyurmak suretiyle, zalim olmak, zulmetmek bir yana, zalimlere temayül dahi göstermeyi yasaklayarak zulmün önünü daha baştan keser. Zira işlenen zulümlere ve onların sahiplerine az dahi olsa meyleden biri hiç farkına varmaksızın zalimlerin sürüklendiği levsiyatın içine düşebilir.
Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus; zulmün sadece apaçık haksızlık ve taşkınlıklar olarak anlaşılmaması gerektiğidir. Bilinmelidir ki, herhangi bir mevkide bulunan bir idarecinin kendi yakınlarını, taraftarlarını, kendisi gibi düşünen insanları kayırıp kollaması zulüm olduğu gibi, arpa kadar dahi olsa milletin malını, başkasının hakkını yeme de bir zulümdür. İşte âyet-i kerimede, hangi seviyede olursa olsun zalime meyletme, ateşin insana dokunması için yeterli bir sebep olarak gösterilmektedir.
Evet, İslâm insan haklarına büyük önem vermiş ve onu muhafaza altına almıştır. Her Müslümanın, hangi din ve milletten olursa olsun başkalarının haklarına saygılı davranması ve bir başkasının hakkını üzerine geçirmemeye dikkat etmesi gerekir. Zira herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde hiçbir suale tâbi tutulmadan Cennet’e girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus “kul hakkı”dır. Kıyamet ve mahşerin bir provası mahiyetinde olan hacca da insan bütün kul haklarını sırtından atmış olarak gelmelidir.
Üzerinde kul hakkı bulunan biri, hakkın sahibini bulup helallik dilemek mecburiyetindedir. Bu hak, gıybet, iftira, yalan isnadı gibi mânevî boyutlu haklar ise ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helal ettirilebilir. Eğer hakkın
Dipnotlar
- Hûd sûresi, 11/113.